“Zihnin sarkacı doğru ve yanlış arasında gidip gelmez, anlamlılık ve saçmalık arasında gidip gelir. “ Carl Jung –
Bir şeye doğru veya yanlış yaftası yapıştırdığınız an, onu anlayabilmek için gereken alanı da yok etmiş olursunuz… her şey tezatıyla var olur, ancak bir şeyin doğru olmaması onu her zaman yanlış yapmaz, ya da yanlış olması onun bazı durumlarda doğru olmadığını göstermez. zihnin en büyük görevlerinden biri, anlamaya çalışmaktır. gelgelelim çabucak bir yargı karşısında afallayan zihnin, anlama işlevi ondan çalınmıştır. Anlamak için berraklık gerekir, dinginlik gerekir, zaman gerekir. Zihin çok yönlülük sever, çok boyutlu düşünmeyi, anlamlandırmayı sorgulamayı sever. Halbuki, doğru-yanlış tek boyutludur, tepkiseldir, sert hatlıdır. Alelacele kurallar çerçevesinde verdiğimiz bir yargıdır. daha doğrusu vermemiz gereken bir yargıdır.
Kırmızı ışıkta geçmek yanlıştır, yeşil ışıkta geçmek doğrudur. İki kere iki dörttür. yalan söylemek yanlıştır.
Peki yalan söylemek hep mi yanlıştır? çabucacık hop diye bir ses belirir içimizde: yalan söylemişsin!!! YANLIŞ. birden bire dış sesin içselleşmiş ve ayyuka çıkmış hali zihnimizde dolanmaya başlar. akabinde bir suçluluk hissi, ceza skalasındaki suç değerinin biçilmesi..üstelik bu amansız iç ses ışık hızıyla ve bas bas bağırarak geldiği için, zihinde kenarda köşeye itilmiş minik sesleri duymanın imkanı da yoktur. belki de gerilerden bir ses “bir dakika ya… yalan söyledim de bir dinle bakalım neden söyledim” diye sizin dikkatinizi çekmeye çalışıyordur. bu minik sese hiç zemin vermeden ilerlemek demek aslında zihne yapılmış haksız bir müdahaledir. Kişi kendisine fırsat vermeyerek, anlamlandırmak için bir alan açmadığı için aciz kalarak, en çok da kendisine haksızlık etmiş olur. Zihnin sarkaçını bırakın sizleri anlamlılık ile saçmalık arasında getirip götürsün. Evirsin çevirsin, taklalar attırsın, ritmini şaşırsın, ezberleri şöyle bir içinden geldiği gibi bozsun.
Eğer ortada bir “yanlış” varsa, bunu anlayın ki ona sahip çıkabilin. İnsan her daim doğrularına sahip çıkarsa, hataları öksüz kalmaz mı? Daha küçük yaşlardan itibaren bir “yanlış” yapma korkusu ile büyüyoruz. Aman hata yapma, aman yanlış anlaşılma. Yanlış anlaşılayım ki, kendimi anlatabilmek için bir fırsat bulayım. hep doğru anlaşılırsam yanlışımı tarif edecek kelimelerden yoksun kalırım. Hatalarımızı büyük bir iştahla sorgulamak zihnimize verebileceğimiz en büyük hediyelerden biridir. Zihin, ancak siyah beyaz arasındaki tonlamalarla haşır neşir olunca, o renk cümbüşü içinde debelenince kendine gelir. Şüphelerinden, kuşkularından, korkularından ancak bu şekilde arınabilir.
Öğrencilik yıllarımın en büyük travmalarından biridir: üç yanlış bir doğruyu götürür kuralı…Yanlışların kendilerini imha ettikleri yetmezmiş gibi bir de doğruları da beraberinde götürecekleri korkusuyla büyüdük..doğrularımızı yutmaya endekslenmiş bir yanlış canavarının gölgesi peşimizi bırakmadı.
O ne kadar gaddar ne kadar zalimce konulmuş bir kuraldır o. Neden konulmuştur? Kafadan atarak cevap vererek bir sınavı geçmemek için. Kişi eğer 100 soruyu kafadan atmasyonla geçecek kadar olasılık kurallarını aşabiliyorsa, ben ona şapka çıkartırım. bu onun hatası değil sınavı hazırlayanın ayıbıdır bence. demek ki sırf atmasyonla senin sınavından geçecek kadar yapabiliyorum. o zaman bırak da geçeyim. ama yanlış yapınca doğrumu alarak beni cezalandırma. ama yok, kural ne diyor: Yanlış yapmışsan o soruna puan vermemekle kalmam, doğrunu da elinden alırım görürsün o zaman. Zihindeki travmaya bakar mısınız? Korkuya bakar mısınız? Hata yaptığın zaman bedelini doğrun ile ödeyeceksin. Diyelim ki üç kez kırmızı ışıkta geçtin, üç tane trafik cezası yedin, yetmiyor. bir yeşil ışıkta geçişini de senden alıyorum ve, onu da senin hata hanene işliyorum.
Kırmızılarının cezasını yeşilinle de ödeyeceksin!
Bu doğru yanlış dengesinin yerine anlamlılık ve saçmalık sorgulaması için zihnimde yer açtığımdan beri zihnimin sarkacı teklese de, taklalar atsa da benimle beraber gidip geliyor. doğrular ve yanlışlar yok demiyorum. Her şey tezatıyla var dedik, tabii ki doğrunun tezatı da yanlış olacak. Doğru-yanlış yargısının keskin ucu can acıtabileceği için zihnimize nazik davranalım diyorum. Zihnimizin huzuru için bunu kendimize borçluyuz. Doğrunun yanına bir parantez, yanlışın yanına bir parantez açalım, ve bu parantezleri zihnimize ve kendimize sahip çıkarak dolduralım. Hep yanlışları doğrularla mı cezalandıracağız, azıcık da doğruları yanlışlarla cezalandırmanın vakti gelmedi mi?
Ne şanslıyım ki, bu yaşıma kadar doğruları yanlışlardan ayıracak kadar yanlış biriktirdim… Üstelik, her üç doğru bir yanlış getirdi…

